22 Tem 26 - Çar 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Okumalardan Notlar > Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin Beşinci Türü: Azimet ve Ruhsat, 6. Mesele

Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin Beşinci Türü: Azimet ve Ruhsat, 6. Mesele

Bu bölüm İmam Şâtıbî’nin el-Muvâfakât adlı eserindeki Azimet ve Ruhsat bölümünün altı temel meselesinden sonuncusunu ifade etmektedir. Konuyu doğru bir zemine oturtmak için, bu noktaya gelinmeden önceki 5 meselede ortaya konan fıkıh usulü esaslarını hatırlamak gerekir:

Önceki Meselelerin Kısa Özeti:

İlk meselelerde Şâri’in (hüküm koyan Allah ve Resulü’nün) asli ve genel kural olarak koyduğu azimet (temel yükümlülükler) ile arızi durumlar için getirdiği ruhsat (kolaylaştırıcı geçici izinler) kavramları tanımlanmıştı. Ardından ruhsatın niteliği incelenmiş; ruhsatın günahı kaldırmak, zorluğu gidermek veya mükellefe nefes aldırmak gibi hangi maksatlara dayandığı tartışılmıştı. Yine bu çerçevede ruhsatların; kullanılması zorunlu olanlar (harama düşme korkusuyla ölmeyecek kadar domuz eti yemek gibi) ve isteğe bağlı olanlar (yolculukta namazı kısaltmak veya orucu ertelemek gibi) şeklinde kısımlara ayrıldığı ifade edilmişti.

İşte bu 6. Mesele, tam da yukarıdaki esasların düğümlendiği noktayı ele almaktadır: Eğer ruhsat, kullanılması şart olan bir zorunluluk değil de azimetle ruhsat arasında mükellefe seçim hakkı sunan “muhayyerlik” (tercih serbestliği) getiren bir izin türüyse, insan hangisini seçmelidir?

  1. Azimetin Kesin, Ruhsatın İse İhtimalli ve Zannî Olması

Temel Fikir: Azimet; sabit, kesin ve üzerinde görüş birliği sağlanan asli esastır. Ruhsat ise genellikle meşakkat (zorluk, sıkıntı) gibi kesin ölçüye bağlanamayan kişisel durumlar üzerine kuruludur.

Açıklama: Zorluğun derecesi kişiden kişiye değişir; örneğin fıkıhta yolculuk veya hastalık meşakkatleri hususunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bu durum zan (ihtimal/tahmin) alanına girer. Belirsiz ihtimaller yüzünden kesin ve sabit olan asıl kuraldan (azimetten) vazgeçilmemeli; ihtiyatlı davranılarak asıl kural uygulanmalıdır.

2. Azimetin Küllî (Genel), Ruhsatın İse Cüz’î (Özel) Bir Esas Olması

Temel Fikir: Azimet, bütün mükellefler (dinen sorumlu olan kişiler) için geçerli küllî (genel/kapsamlı) bir ilkedir. Ruhsat ise sadece belirli durumdaki bazı mükelleflere yönelik cüz’î (özel/geçici) bir istisnadır.

Açıklama: Fıkıh usulündeki kural gereği, genel bir maslahat (kamu yararı/toplumsal düzen) ile özel bir maslahat çakıştığında genel maslahat öne alınır. Özel kolaylıkların aksaması düzeni bozmaz; ancak genel ilkelerin zedelenmesi sistemin bozulmasına yol açar. Bu sebeple sorumlu kişilerin küllî olan azimete yönelmesi esastır.

3. Kur’an, Sünnet ve Sahabe Uygulamalarındaki Sabır ve Sebat Örnekleri

Temel Fikir: Şeriatta kolaylaştırıcı imkânlar bulunsa bile, zorluklar karşısında sabredip asıl emirleri yerine getirmeyi öven pek çok ayet ve tarihsel örnek vardır.

Açıklama:

  • Kur’an’dan Örnekler: Uhud ve Hendek savaşlarında Müslümanların büyük korku ve baskılara rağmen gösterdikleri sebat ve sadakat övülmüştür. Ayrıca zor durumda ikrah (baskı/tehdit) altında din dışı söz söylemeye ruhsat verilmiş olsa da, bunu reddedip direnmenin daha üstün kabul edildiği belirtilir.
  • Sahabe ve Tarihsel Örnekler: Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) peygamberin vefatı sonrası zekat vermeyenlerle tek başına kalsa bile savaşma kararlılığı (azimet göstermesi), Hz. Peygamber’in (s.a.v.) vefatı öncesi hazırladığı Usame ordusunu tüm risklere rağmen geri çekmeyip göreve göndermesi azimete tutunmanın üstünlüğüne örnektir.

4. Arızi Zorlukların Teklifin Aslına Engel Olmaması ve İmtihan Unsuru

Temel Fikir: Sonradan ortaya çıkan arızi (geçici/arada bir gelen) zorluklar, şeriatın ilkeleri koyulduğu sırada göz önünde bulundurulmuş ve dini sorumluluğu kaldırmaya yetmeyecek nitelikte görülmüştür.

Açıklama: Hayatın doğal akışında her işte bir miktar zorluk vardır. Ortaya çıkan her sıkıntıda asli kurallardan vazgeçilseydi dini sorumluluğun ve imtihan amacının bir anlamı kalmazdı. İmtihan ancak asıl kurala (azimete) bağlı kalmakla gerçekleşir. Ancak kişinin gücünü aşan teklif-i mâ lâ yutâk (güç yetirilemeyen ağır yükümlülük) durumlarında zorunluluk (ızdırar) hali doğar ve ruhsat devreye girer.

5. Ruhsata Alışmanın Kulluk İradesini Gevşetmesi (Nefsi Disipline Etme)

Temel Fikir: Ruhsatları sürekli alışkanlık haline getirmek, mükellefin kulluk bilincinde, kararlılığında ve ibadet disiplininde gevşemeye yol açar.

Açıklama:

İnsan neye alışırsa o kolay gelir. Ruhsatı alışkanlık edinen kişi için asli görevler ağır gelmeye başlar.

Çoğu zaman ruhsatı gerektiren meşakkatler gerçekte var olmayıp vehim (asılsız kuruntu/şüphe) kaynaklıdır. Kişi vehimlere kapılırsa ibadetlerini geçersiz kılacak hatalara düşebilir.

Zorluklara karşı sabretmek insanı ruhen güçlendirir. Nitekim hadis-i şerifte “Kim sabretmeye çalışırsa, Allah ona sabır verir” buyrulmuştur.

6. Meşakkatin Kişisel Arzulara (Hevaya) Göre Göreceli Olması

Temel Fikir: Bir işin zor gelmesi çoğu zaman objektif bir meşakkatten değil, kişinin garazına (kendi kişisel çıkarına, arzu ve hevesine) ters düşmesinden kaynaklanır.

Açıklama: Şeriatın amacı, insanı nefsinin ve arzularının esiri olmaktan çıkarmaktır. Nefsine uyan birine en kolay iş bile zor gelir; nefsini terbiye eden kişiye ise en ağır ibadetler tatlı gelmeye başlar. Dolayısıyla, kişisel algılara göre değişen izafi zorluklar sebep gösterilerek asli kuraldan vazgeçilmez; ta ki kişinin gücünü aşan gerçek bir imkansızlık durumu sabit olana kadar azimete sarılmak esastır.

Sonuç

Harici bir kolaylaştırma emri veya özel bir nass bulunmadığı sürece, tercih hakkının bulunduğu ruhsat alanlarında azimet hükümleri ile amel etmek daha üstün ve hayırlıdır.

Önemli İstisna: Eğer Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yolculukta aşırı halsiz düşen sahabelere oruçlarını bozmalarını emretmesi gibi özel bir dış delil/uyarı var ise, o zaman ruhsatla amel etmek daha uygun hale gelir.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir